Bir hikayesi olmaz mı insanın… Talihini adından mı alır bilinmez, dönemin mührü elindedir şüphesiz. Nurullah Genç. Bir hayat ne kadar içli yaşanır ki bu kadar ihtişamlı sözler söyletecek? Bir şiiri var ki sözü utandırır. 
“Ben, yıpranmış sokaklar ortasında avare
Sen, kırgın bir ülkenin süreyyası: Gülnare
Honçalı novroz gelir; bir de siyah ve sarı
Dalgalanır göklerde bir kuşun kanatları
Her nağme, dudağında çarpılmış karanfil
Sana tutkun atlılar şimdi yorgun ve sefil
Göğsünde, kıskandığım bir rüyadır kırmızı
Nerdesin, ey masallar ülkesinin son kızı” 
Edindiğim bilgilere göre, Azerbaycanlı Gülnare isimli Türkiye’ye eğitim almak amacıyla gelen bir öğrencinin şairle bir vesile ile karşılaşmasına ithaf edilmiş şiir. Ne kadar doğrudur, şair ne düşünmüş ne hissetmiş karanlık bize. Bize ayan olan ancak hislerden süzülüp özleşen o satırlar. 
“Dokunmuyorsa kalem o mazlum kitabeye
Ayışığı düşer mi kanlı bir harabeye
Sensiz çöl, ıssızlığın kahrıyla zehirlendi
Yalnız bulutlar değil, vahalar da kirlendi
Mahşeri bir serabın ardından yürüyorum
Gözlerini kaybeden bir kervan görüyorum
Geride, okumayan silik izler kalıyor
Deniz hala toprağı uykuda yakalıyor
 
Tarihin her sayfası soluyor pare pare
Karasevda burcunu yıkıyorsun, Gülnare
Azerbaycan ufkunda bir divanedir gönül
Böylesine tarumar olmadı belki de gül
Toprak, bir bakışınla kızıl renge büründü
Yıldızlar ülfet için gündüz vakti göründü
Gözlerin binlerce yıl ötesinden yadigâr
Nerdesin, ey Bakü’den, Gence’den esen rüzgâr
 
Yaldızlı perçemlerin ıslandıkça uzuyor
Yalnızlık damla damla şakağından sızıyor
Bazen öfke, kavgayı sevenlerin ardında
Malihulya ve hüzün; bazen korku ve sevda
Çiçeklerin yurdunda yalnız senin kokun var
Bazen uzaktan uzak, bazen yakın bir duvar
 
Karanlığa mahkûmdur gökte sensiz, sitare
Ruhumu zevalinle buluşturma, Gülnare
Soluğun ab-ı hayat mıdır: filizlendi kül
Siyah bir lale gibi aynaya düştü kâkül

Kırdın yüreğimdeki saatin akrebini
Kuruttun düşlerimin hayal mürekkebini
Hangi ırmağa baksam, akıyorsun derinden
Hazar, acılarınla ağlıyor kederinden
 
Kuduran bir denizde benziyorum şikare
Görebilseydi seni ejderhalar, Gülnare
Gözlerinden fışkıran yanardağlar sönerdi
O ısırgan bakışlar balmumuna dönerdi
Oysa şimdi su sarhoş; balıklar geldi dile
Dalgalar son umut, vuruyorlar sahile
Nahcıvan, hasretinle alevlenen bir çerağ
Seninle firakını unutuyor Karabağ
Göğsünde, kıskandığım bir rüyadır kırmızı
Nerdesin, ey masallar ülkesinin son kızı
Bırakıp gittin beni umarsız bir efkare
Haber gönder, nerdesin, nerdesin ey Gülnare”

Yüce bir gönle sahip olmasa şair nasıl dizebilir ki bu sözlere satırlara? Bir boyuta sığmayacak, zamansız ve mekânsız sözler. Böyle söylemedikçe söylenen söz neye yarar hakikaten? 
Bir gün Nurullah Hoca’nın asistanı ile sohbet ederken, “Bir bakarsın, arabanın camından dışarıyı izlerken birdenbire kâğıdı kalemi alır, başlar bir şeyler yazmaya” demişti. Bir hayat başka hangi boyutlarda yaşanır düşünün. Selam olsun!